Bu Blogda Ara

22 Ocak 2012 Pazar

Pamela Spence ile ‘Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’

Çocuklar için müzikli serüven...


Bir masalımız var size. Hem küçüklere, hem büyüklere; ne küçük, ne büyük, masal dinlemeyi sevenlere! Zaten masal dinlemeyi bıraktığı için yaşlanmaz mı insan? Biraz düş, biraz hayal, biraz gerçek, biraz yalan; masal olmadan akmaz ki zaman. Kim iyi, kim kötü, ne güzel, ne çirkin; masal yoksa nasıl karar versin insan? Bir varmış, bir yokmuş, bir olmamış, bir olmuş; masal bilmeyen kişi olur muymuş? Masal olmazsa nasıl uyunur akşam, masal olmazsa nasıl güzelleşir yaşam? Bir masalımız var size. Dinleyin eğlenin diye, izleyin düşünün diye, seyredin neşelenin diye...
Bir oyunumuz var size. Hem bilenlere, hem bilmeyenlere; bildiğini bir daha öğrenmek isteyenlere! Zaten öğrenmeyi bıraktığı için yaşlanmaz mı insan? Biraz akıl, biraz duygu, biraz zeka, biraz sezgi; oyun olmadan hiç geçmez ki zaman. Kim mutlu, kim mutsuz, kim umutlu, kim umutsuz; oyun yoksa nasıl anlar kendini insan? Biri güçmüş, biri kuşmuş, biri düşmüş, biri koşmuş; oyun oynamayan kişi olur muymuş? Oyun olmazsa nasıl gerçek olur rüya, oyun olmazsa nasıl değişebilir dünya? Bir oyunumuz var size. Gelin siz de bizimle oynayın diye, oynayın kendinizi bulun, oynayın birbirinizi sevin diye...
Bir öykümüz var size. Pamuk Prenses'in öyküsü; hemen üzülmeyin çok dinledim onu diye! Zaten bildiğini sandığı için yaşlanmaz mı insan? Biraz söz, biraz müzik, biraz dans, biraz taklit; tiyatro olmadan geçmez ki zaman. Kim aynı, kim farklı, kim haksız, kim haklı; öykü olmadan nasıl ayırt eder insan? Biri hizmetçi, öbürü ece, biri dev, diğeri cüce; öykü okumayan kişi olur muymuş? Öykü olmadan nasıl sıkıcı hayat, müzik olmadan yaşam ne kadar bayat; bir öykümüz var size, gelin birlikte izleyelim bütün çirkinliklere inat...
Oyuncular, Dansçılar ve Koro: Akasya Asıltürkmen, Pamela Spence, Sibel Altan, Sarp Aydınoğlu, Sezin Bozacı, Merve Dağlı, Merve Dizdar, Özlem Durmaz, Öyküm Erdoğan, ZeynepSu Kasapoğlu, Serkan Keskin, Mustafa Kırantepe, Volkan Muzaffer Sarıöz, Yavuz Pekman, Uğur Senkeri, Mehmet Şeker, Sabahattin Yakut
29 Ocak 2012 15:00
Yazan: Grimm kardesler.
Uyarlayan: Yavuz Pekman
Yönetmen: Işıl Kasapoğlu
Müzik : Alper Maral
Dekor ve Kostüm: Hakan Dündar
Koreografi: Duygu Güngör
Işık Tasarımı: Cem Yılmazer
Yönetmen Yardımcısı: ZeynepSu Kasapoğlu

Meyveseverlere kötü haber

Kışın bol miktarda tüketilen meyvenin kilo yapabileceğini biliyor muydunuz?


Diyetisyen Duygu Deniz, kış aylarında bağışıklık sistemini güçlendirmek için bol miktarda tüketilen meyvenin fazlasının kilo alımına sebep olabileceğinden dolayı, vatandaşlara aynı vitamin değerlerine sahip bitki çaylarını önerdi.
Kış aylarında C vitamini almak için bol miktarda tükettiğimiz meyveler içeriğinde bulunan kalori miktarından dolayı kilo alımına neden olabiliyor. Duygu Deniz kış aylarında formunu korumak isteyenlere, meyvenin kilo aldırmayacağı inancının yanlış olduğu uyarısında bulundu.
Kilo alımının önüne geçmek için bitki çaylarını öneren Deniz şu şekilde konuştu: "İçinde şeker olduğu için porsiyonlarımızı yüksek tuttuğumuz zaman ister istemez ya kilo artışı olacaktır ya da belki de kilo vermek istiyoruz bu dönemde kış döneminde yine kendilerinin kilolarını korumak isteyenlerin veya kilolarını korumak isteyenler kişiler olabilir bu dönemde meyveye hani bizde hastalıklara karşı korusun diye fazla tüketirsek bu seferde kiloya yol açacak. C vitamininden zengin portakal mandalina bu tarz meyveler aynı zamanda hafif de liflide meyvelerdir. Porsiyon miktarlarını küçük almalarını tavsiye ederim ama alternatif olarak dediğim gibi hem kilomuzu korumak hem de ideal kilomuza ulaşma dönemindeysek, zayıflamak istiyorsak C vitamininden zengin bitki çayları kullanabiliriz."
Özellikle ıhlamur, zencefil, ekinezya çaylarını öneren Deniz, bunun yanı sıra bol su tüketimine de dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti. Deniz, kış aylarında bağışıklık sistemini güçlendirmek için yeşil yapraklı sebzeler, mantar, brokoli, lahana, düzenli protein alımı, pekmez, günlük birkaç adet badem, ceviz ve fındık tüketilmesi tavsiyesinde bulundu.

Her işin bir saati var

Bilim adamları hesapladı. İşte sevişmek ve yemek yemek için en ideal saatler...


İtalyan bilim adamlarının yaptığı araştırmaya göre sevişmek için en idea saat sabah 7.30. Uzmanlar "Bu saatte seks hormonları daha iyi çalışıyor. Adrenalin seviyesi yükseliyor" diyor. Araştırmaya göre öğle yemeği için en ideal saat 13.30. İşte diğer saatler:
07.22
Güne Başlama saati
07.30
Sevişmek için en ideal saat
08.10
Kahvaltı yapın
09.00
Çalışmaya başlayın
10.30
Atıştırma vakti (Meyveyle geçiştirmeye dikkat edin)
13.30
Öğle yemeği için en elverişli saat
14.16
Kahve için en ideal saat
16.00
Açlık hissini bastırmak için yoğurt yiyin
17.00
Spor yapın
19.00
Kan akışı yavaşladığı için bir kadeh şarap içebilirsiniz
19.30
Akşam yemeği vakti
22.00
Duş alın
23.00
Uyku vakti

Stres epilepsi nöbetini tetikliyor

Enfeksiyon, yüksek ateş, aşırı alkol kullanımı, uykusuzluk ve yoğun stres epilepsi nöbetlerine yol açabilir.


Beyin, milyarlarca sinir hücresi, bunların uzantıları ve aradaki destek dokulardan oluşuyor. Her sinir hücresi elektrik akımı üretme ve bunu diğer hücrelere iletme yeteneğine sahip.
Epileptik nöbet veya atağı, "Yaygın beyin hücrelerinin anormal ve aşırı aktivitesi sonucu ortaya çıkan geçici klinik olaylar" olarak tanımlayan Nöroloji Uzmanı Dr. Özgül Esen Öre, her yaş grubunda görülebilen epilepsinin en çok yaşlılarda ve çocuklarda ortaya çıktığını belirtti. Öre, hastalığın mekanizmasını şöyle anlattı:
"Epileptik nöbetler ya da ataklar genellikle kısa sürelidir, beynin etkilenen bölgesine göre farklı şekilde görülür. Epilepsi, tekrarlayan nöbetler hastalığıdır. Nöbet geçiren her insan epilepsi hastası değildir. Epilepsi tanısı, tekrarlayan 2 ya da daha fazla nöbet hikâyesi olan hastada nöroloji uzmanı tarafından yapılan çeşitli araştırma ve tetkikler sonrasında konulabilir. Epilepsi hastalığı dünyada yüzde 1 oranında görülmektedir. Kadın ve erkeklerde görülme oranı eşittir. Epilepsi nöbetleri her yaşta görülebilir fakat sıklıkla çocuklar ve yaşlılar etkilenir."

NÖBETLER KİŞİDEN KİŞİYE FARKLILIK GÖSTERİYOR

Epilepsi nöbetlerinin değişik türleri mevcut. Hastalıkta 40'ın üzerinde nöbet tipi tanımlandığını söyleyen Dr. Öre, "Buna rağmen herkesin geçirdiği nöbet kendine özgü bazı farklılıklar gösterebilir. Bu durum bazı hastalarda epilepsi tanısının konulmasını güçleştirir, tanı konması uzun yıllar alabilir. Gelişen tanı yöntemleri sayesinde epilepsi tanısı daha kolay ve doğru konulabilmektedir. Epilepsi nöbetleri; "parsiyel" (beyinde bir bölgeye sınırlı başlayan nöbetler) ve "jeneralize" (beyinde yaygın olarak başlayanlar) olarak iki çeşittir. Ne tür nöbet olduğunun bilinmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu hangi epilepsi ilacının daha etkili olacağı konusunda yol göstericidir" dedi.

ERGENLİK ÇAĞINDA EPİLEPSİYE DİKKAT

"Epilepsi nöbetleri hayatın herhangi bir döneminde başlayabilir. Epilepsi hastalarının dörtte üçünde 20 yaşından önce, özellikle de ilk üç yaş içinde ve ergenlik çağına yakın zamanlarda görülür. Epilepsi kalıtsal bir hastalık değildir. Epilepsi hastalığı anne-babadan çocuğa geçmez fakat bazı ailelerde epilepsi gelişme eğilimi daha fazladır" diyen Öre, epilepsi oluşumu için ayrıca bunu tetikleyecek bir takım dış faktörlerin de bulunması gerektiğini söyledi.

EPİLEPSİ NÖBETLERİNİN NEDENLERİ

Olguların yarısından fazlasında bir neden saptanmadığını vurgulayan Dr. Öre, diğer bilinen nedenler ise şöyle özetledi:
• Doğum öncesi veya sonrasındaki enfeksiyonlar, doğum travmaları, beynin oksijensiz kalması,
• Santral sinir sistemi enfeksiyonları,
• Kazalar,
• Beyin tümörleri,
• Beyin kanaması veya damar tıkanıklığı (serebrovasküler hastalıklar)
• Aşırı alkol tüketimi
• Uykusuzluk
• Enfeksiyon, yüksek ateş,
• Yoğun stres,
• Uzun süreli bilgisayar oyunları ve parlak ışıklara maruz kalmak.

HASTA ÖYKÜSÜ TEŞHİSTE ETKİN ROL OYNUYOR

Epilepsi tanısı konurken hasta ve yakınlarının verdiği bilgiler çok önemli. Bazı durumlarda tek başına nöbet öyküsü ile teşhis konulabiliyor. Ayrıca kısa süreli EEG (elektroensefalografi), uyku EEG'si, kraniyal görüntülemeler ve kan tahlili ayırıcı tanı yapmak açısından gerekli oluyor.

DÜZENLİ İLAÇ KULLANIMI ÖNEMLİ

Epilepsi tedavisinde en önemli nokta, nöbetleri durdurmak için seçilen ilaçların düzenli ve dikkatli kullanımı. Her beş hastanın dördünde, uygun ilaç seçilip yeterli dozda kullanıldığında nöbetlerin durduğunu belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Özgül Esen Öre, tedavi sürecine ilişkin de şu bilgileri verdi:
"Genellikle tek bir epilepsi ilacı ile tedaviye başlanır. Doz yavaş yavaş artırılır. Eğer ilaç yetersiz kalırsa ikinci bir ilaç tedaviye eklenir veya ilaç değiştirilebilir. Her anti epileptik ilacın etki mekanizması farklı olduğundan hastanın nöbet tipine uygun olarak ilaç seçilir. Düşük dozla başlanarak yavaş yavaş artırılır. Bu arada ilacın kan düzeyi, belirli aralıklarla da yan etkilerini izlemek için kan tahlilleri incelenir. Bu dönemde hastanın doktoru ile sıkı irtibatta olması gerekir. İlaca bağlı en sık yan etkiler uyku hali, baş dönmesi ve dengesizliktir. Birkaç hafta içinde bu etkiler kaybolur. Epilepsi bazı tipleri dışında süreğen bir hastalıktır. Ömür boyu ilaç tedavisi gerekli olabilir. Bu nedenle hastanın mutlaka bir nöroloji uzmanı tarafından düzenli olarak takibi önerilir."

Soğan çorbası

Soğan sevmeyenlerin bile beğeneceği bir tarif...


Malzemeler

Yarım kg sarı veya beyaz soğan
5 su bardağı su veya et suyu
100 gr tereyağı
2 yemek kaşığı un
1 çay kaşığı kekik
2 diş dövülmüş sarımsak
Tuz
Karabiber
Taze kekik

Hazırlanışı

Tereyağını tencerede eritin. İnce doğranmış soğanları 10 dakika kavurun. Un ekleyip 2-3 dakika sürekli karıştırın. Su ilave edilip karıştırmaya devam edin. Kekik, dövülmüş sarımsak, tuz ve karabiberi ekleyip 30 dakika pişirin. Taze kekikle süsleyip servis yapın.
Soğan çorbası artık hazır, afiyet olsun.
lezzet.com.tr

Cinsel uyarılma bozukluğu: Vajinada kuruluk

Cinsel uyarılma kesin olarak psikolojik olsa da aynı zamanda fizyolojik değişikliklerin de görüldüğü bir olaylar zinciridir.


Cinsel uyarılma ;kadınlarda genellikle pelvik bölgeye kan akımının olması, vajinal ıslanma ve genişleme ile dış genitallerin şişmesi ile karakterizedir. Bu değişikliklerin altında yatan mekanizma çok açık olmasa da cinsel uyarılma otonom sinir sisteminin uyarılması ile ilişkilidir.
Kadın Cinsel Uyarılma Bozukluğu (KCUB) Cinsel yanıtın genel uyarılma yönünün ortadan kalkmasıdır. Bu durumda kadınlarda vaginal kayganlaşma ya da genişleme olmadığı gibi erotik duyumlar da hissedilmez. Fiziksel temas tiksindirici gelebilir veya belli bir noktaya dek temas zevk verebilir. Uyarılma sorunu olduğunda orgazmla ilgili sorun da olacaktır. Bir araştırmada mutlu bir evlilikleri olan kadınların % 33'ü cinsel uyarılmayı sürdürmede zorluk tanımlamışlardır. Bütün işlev bozuklukları gibi KCUB da cinsel uyarıma yanıtı olan bir kadında yaşamın belli bir döneminde ortaya çıkabilir ya da en başından beri yanıt olmayabilir. İşlev bozukluğu yalnız belli durumlarda görülebilir ya da genelleşmiş olabilir. Örneğin; yaşam boyu ve durumsal KCUB olan bir kadın her zaman uyarılma güçlüğü yaşayacak ve bu yalnızca eşiyle ortaya çıkacaktır.

Cinsel uyarılma probleminin sebepleri :

Cinsel uyarılma bozukluğunun en sık sebeplerinden biri var olan başka bir psikiyatrik hastalık , ilaç kullanımı veya bazı hastalıklardır.
Diyabet, sigara kullanımı, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve sinir hasarı hem kadın hem de erkekte cinsel uyarılmayı olu msuz etkileyebilir. Emziren kadınlarda vajinal ıslanmada azalma olabileceği belirtilmiştir. Menapoz döneminde ve sonrasında östrojenin azalması da uyarılmayı zorlaştırabilir. Bazı ilaçlar da uyarılmayı bozabilir. Antidepresanlar, antihipertansifler ve antihistaminikler sıklıkla bu yan etkiye sahiptir.
Cinsel uyarılma bozukluğu olan kadınların en büyük şikayeti vajinal kuruluk,salgı azlığı ve buna bağlı ağrılı ilişki ve orgazm olamama durumudur. Cinsel uyarı ile kadınlarda o bölge damarlarında kanlanmada artış nedeniyle dolgunlaşma, vajinada ıslanma ve genişleme ile vücut dışındaki cinsiyet organlarında kabarma oluşmaktadır. Bunların oluşmadığı durumlarda cinsel ilişki ile ağrı ve bu nedenle cinsel ilişkiden kaçınma,ilişkiden zevk ,haz almama ve evlilik sorunları oluşabilmektedir. Bazı araştırmalara göre testesteron, östrojen, prolaktin ve tiroid hormon düzeylerinde farklılıklar saptanmıştır. Cinsel uyarılma bozukluğu olan kadınlarda vaginal kayganlaşma ya da genişleme olmadığı gibi erotik duyumlar da hissedilmez. Fiziksel temas tiksindirici gelebilir veya belli bir noktaya dek temas zevk verebilir. Uyarılma sorunu olduğunda orgazmla ilgili sorun da olacaktır. Bir araştırmada mutlu bir evlilikleri olan kadınların % 33'ü cinsel uyarılmayı sürdürmede zorluk tanımlamışlardır. Menapoz sonrası ıslanma için daha uzun süreli uyarı gerekmektedir. Islanmada azalma ayrıca diyabet varlığında, o bölgeye yönelik ışın tedavisi uygulamasında, atrofik vajinitte ve emzirme dönemi sırasında olabilmektedir. Bazı grip ve alerji ilaçları ve eski nesil anti depresif ilaçlar da benzer bir duruma yol açabilmektedir. Bu rahatsızlığa cinsel istek ve orgazm bozuklukları da eşlik edebilmektedir.

Tedavi:

Rahat ve problemsiz bir cinsel yaşam için engel oluşturan uyarılma bozukluğu ve buna bağlı olan vagina salgısında azalma (haznede kuruluk) tedavi edilmelidir. Tedavide ilk seçenek uyarılmayı arttırmaya yönelik tedavilerdir. Genital bölgeye kan akımını artırarak yada ıslanmayı kolaylaştırarak etkinlik gösteren ürünler üzerine denemeler sürse de bunlar henüz deneysel düzeydedir. Bazı damar genişletici kremlerin cinsel uyarılmayı düzeltici etkisi araştırılmaktadır. Sempatik sinir sistemini uyaran ilaçlar, yohimbin, sildefanil gibi ağızdan kullanılan ilaçlar da araştırılmaktadır. Bu ilaçlar kan akımını artırarak ya da sinir sisteminin bazı bölümlerini uyararak çalışırlar. Efedrin cinsel uyarılmayı ve orgazmı artırabilir. Ancak bu konuda çalışmalar sınırlıdır. Yan etkiler de kullanımı kısıtlamaktadır. Böyle bir tedaviye doktora danışılarak karar verilmelidir.
Op. Dr. Burcu KARDAŞ ARSLAN

Aseksüel olmak

21 yaşında bir öğrenci ve hiçbir cinse karşı cinsel ilgi duymuyor.


21 yaşındaki Jenny Goodchild, İngiltere'nin Oxford kentinde okuyan bir öğrenci. Herhangi birine cinsel ilgi duymadığını söylüyor ve kendisini 'aseksüel' olarak tanımlıyor. Peki, cinselliğin her geçen gün daha çok konuşulabildiği, cinselliğe ilişkin tabuların yıkıldığı bir toplumda aseksüel olmak ne demek?
Kendisini aseksüel ve hetero-romantik olarak tanımlayan Jenny Goodchild'in 22 yaşındaki Tim ile ilişkisi var. Tim ise aseksüel değil.
Jenny Goodchild, Birleşik Krallık'ta kendisini aseksüel olarak tanımlayan yüzde 1'lik bir kesimin parçası. Aseksüeller, genellikle dini nedenlerden dolayı cinsel ilişkide bulunmayan, yani bir anlamda 'bekarlık yemini' etmiş olanlardan farklı. Çünkü bekarlık yemini etmek bir 'tercih' iken, aseksüellik 'cinsel yönelim' olarak tanımlanıyor.

ASEKSÜELLİK NEDİR?

Aseksüeller cinsel ilgi duymazlar. Kimileri aseksüelliğini fark etmesini "eve dönmek" ya da "kim olduğunu anlamak" diye tanımlıyor.
Aseksüelliğin şahsi tecrübe olarak hayatın bir dönemine mi yoksa tümüne mi yayıldığı tam olarak bilinmiyor. Birçok aseksüel için seks ve romantizm birbirinden ayrı kavramlar. Kimileri çok yakın romantik ilişki yaşıyor ama cinselliğe yanaşmıyor. Romantik ilişki yaşayan aseksüellerden bazıları kendisini hetero, gay ya da lezbiyen aseksüel olarak tanımlıyor.
İnsanların 'denemediysen, cinsellikten hoşlanıp hoşlanmadığını nereden bileceksin ki?' dediklerini anlatan Jenny, görüşünü "Peki heteroseksüelseniz, sizinle aynı cinsten bir insanla cinsel ilişkiyi denediniz mi hiç? Hoşlanmayacağınızı nereden biliyorsunuz? Biliyorsunuz, çünkü ilgilenmiyorsunuz, denemiş olmanız ya da olmamanız fark etmez, ilginizi çekmiyor" sözleriyle açıklıyor.
Dünya genelinde, kendilerini aseksüel olarak tanımlayanların internetteki başlıca buluşma noktası olan AVEN, aynı zamanda aseksüellik üzerine en geniş kaynaklara sahip ortamlardan biri. AVEN, aseksüel kesim içinde duygusal ihtiyaçların, aynı cinselliğin var olduğu kesimde olduğu gibi, çeşitlilik gösterdiğini vurguluyor.

ROMANTİK Mİ DEĞİL Mİ?

Warwick Üniversitesi'nden Sosyolog Mark Carrigan, "romantik" ve "romantik olmayan" aseksüeller arasında bir farktan bahsediyor. Carrigan, kimi aseksüellerin herhangi bir romantik yakınlaşma içine girmediklerini, sıklıkla kendilerine dokunulmasını dahi istemediklerini söylüyor.
Carrigan'a göre, "diğer bir grup ise cinsel ilgi duymasa da romantik bir ilişki içinde olabiliyor. Yani cinsel olarak karşılık vermeseler de kimi insanlara yakınlaşmak, onlar hakkında daha fazla şey öğrenmek, bir şeyler paylaşmak isteyebiliyorlar."
Bu, kendisini hetero-romantik olarak gören Jenni için geçerli. Cinselliğe ilgi duymasa da 22 yaşındaki Tim ile ilişkisi var. Tim ise aseksüel değil. Jenni, "Birçok kişi bencil olduğumu, Tim'i istediği her şeyi elde edemeyeceği bir ilişkiye hapsedip hapsetmediğimi soruyor. Kendisi gibi birisini bulup beraber olması gerektiğini söylüyorlar. Ama Tim mutlu görünüyor ve ben tercihi ona bırakıyorum" diyor.
Tim Jenni'yle zaman geçirmekten ve onu daha fazla tanımaktan memnun, ilişkilerinin romantik yönlerine yoğunlaştığını anlatıyor.
Tim, "Jenni bana ilk kez aseksüel olduğunu söylediğinde, tuhaf buldum ama sonra aseksüelliğin ne anlama geldiği konusunda varsayımlarda bulunmayacak kadar bilgim olduğunu düşündüm. İnsanlar genelde gece çıkınca biriyle beraber olmaları gerektiğini düşünürler ama benim hiçbir zaman seks saplantım olmadı" diye konuşuyor.
Ancak Jenni ve Tim sevgilerini birbirlerine sarılarak hatta öpüşerek gösteriyorlar.

ASEKSÜELLİĞE İLİŞKİN ARAŞTIRMALAR

Bugüne dek bir kaç bilimsel araştırmaya konu olan aseksüellik, neden kimi insanların cinselliğe ilgi duymadığı konusunda spekülasyonu da beraberinde getiriyor.
Jenni, kimilerinin aseksüelliği bir bozukluk olarak algıladığını ve ilaç içerse iyileşebileceğini düşündüğünü, hormonlarını kontrol ettirmesi gerektiğini söylediğini anlatıyor. Kimilerinin ise daha da ileri gidip çocukluğunda taciz edilip edilmediğini dahi sorduğunu.
Sosyolog Carrigan bu alanda yeterli bilimsel araştırma olmamasını, 2001 yılında AVEN kurulana dek gerçek anlamda aseksüel bir topluluğun da olmamasına bağlıyor. Carrigan, aseksüelliğin, kişilik bozukluğu olarak görülen ve kişinin cinsel istek duymasa da bunu sorunlu bulduğu durumdan farklı olduğuna dikkat çekiyor ve birçok aseksüele başta bu teşhisin konduğunu belirtiyor.

CİNSELLİK ANLAYIŞI SORGULANIR MI?

Carrigan, "50, 60 yıl önce insanlar kendilerini aseksüel olarak tanımlama ihtiyacı duyuyorlar mıydı ya da toplum onların cinsellikle ilgilenmediklerini kabulleniyor muydu? Sanırım bu noktada derinden bir değişim yaşandı" diyor.
Sosyolog Mark Carrigan, gelecekte aseksüel kesimin "hayatın içinde, görünür" olmasının, aseksüel olmayan insanlar üzerindeki etkisinin ne olacağını merak ettiğini söylüyor. "Homoseksüellerden önce heteroseksüellik diye bir kavram yoktu" diyen Carrigan, toplumun yüzde 1'inin aseksüel olduğunun daha çok farkına varılması gerektiğini söylüyor. Carrigan bu durumun, insanlara kendi cinselliklerini de sorgulatacağı ve cinsellik anlayışlarını değiştireceği görüşünde.
ntvmsnbc